ÜNİVERSİTELERDE
ÖĞRETİM GÖREVLİLERİN SORUNLARI ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Öğr. Gör. Kazım ARTUT
Çukurova Üniversitesi
kartut@cu.edu.tr
GİRİŞ
Akademik
özgürlük ve yönetsel özerklik, üniversitelerdeki araştırma ve öğretim
alanlarında yürütülen çalışmaların devletten ya da toplumdan kaynaklanan
ekonomik, siyasal ve dinsel baskılarla karşılaşmadan özgürce
gerçekleştirilmesini esas alır. Bu anlamda ayırım yapılmaksızın tüm öğretim
elemanları, çalışmalarını yasalar çerçevesinde üniversite içinden veya dışından
herhangi bir baskıyla karşılaşmadan yürütebilmelidir.
Geleneksel üniversite kavramının gerekleri olan bilimsellik,
özerklik, özgürlük, toplumsal sorumluluk, muhalefet olma, gibi değerlerin
korunması, üniversitelerin saygın, güvenilir kurumsal bir kimlik üstlenmesini
gerekli kılar. Çünkü iyi üniversiteler, sorunların kaynağı değil, sorunlara
çözüm aranan güvenilir kurumlardır.
Özerklik, akademik özgürlüğün güvencesi olarak anlam
taşır; üniversitelerin içinde bulundukları topluma ve genelde insanlığa karşı
sorumlulukları ile çelişen biçimde ya da hesap vermekten kaçınma anlamında
yorumlanamaz. Terzioğlu’na göre (2005) “Bilgi çağındaki
üniversitelerin paydaşları artmıştır. Üniversite sadece akademisyenlerin
değildir. Bir üniversitenin paydaşları arasında, öğretim üyelerinin yanı sıra
öğrencilerini, öğrenci ailelerini, üniversitenin tüm çalışanlarını devleti, özel
sektörü ve giderek toplumun tümünü sayabiliriz. Dolayısıyla sadece öğretim
üyelerince yönetilen diğer paydaşlarına hesap verme gereğini duymayan bir
üniversite esasen 19. y.yılda kalmış demektir”.
Üniversiteler sadece devlet-hükümet kurumlarına karşı değil, aynı zamanda özel
sektör ve sivil toplum kuruluşlarına karşı da özgürlüğünü ve özerkliğini
koruyabilecek durumda olmalıdır.
Öğretim Görevlileri
Üniversitelerde 2547
Sayılı Yüksek Öğrenim Kurulu Kanununun ilgili maddesinde görev ve sorumlulukları
tanımlanan öğretim görevlilerinin (fakülte ve
yüksekokullarda) çalıştırılması-istihdam edilmesi, ilgili YÖK yasasında
(2547/31.madde) belirlenmiştir. Öğretim görevlisi istihdamı sadece bizim
ülkemize özgü bir olgu değildir. Özellikle sanat dalları ve özel teknik bilgi,
deneyim ve beceri gerektiren alanlarda öğretim görevlisi (Instructor)
çalıştırmak gelişmiş ülkelerde oldukça yaygın bir uygulamadır.
Türkiye’deki üniversitelerde
akademik personelin büyük bir çoğunluğunu araştırma görevlileri ve öğretim
görevlileri oluşturmaktadır. Yine öğretim görevlilerinin büyük bir çoğunluğu
yüksek okullarda, eğitim fakültelerinde ve güzel sanatlar alanlarında
çalışmaktadır.
Öğrenci
Seçme Yerleştirme Merkezi verilerine göre 2005-2006 öğretim yılı Yüksek öğretim
kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının ünvanlarına göre dağılımları
Tablo 1’de verilmiştir.
Tablo 1.
Öğretim Elemanlarının Akademik Görevlerine Göre Sayıları (Number of Teaching
Staff by Academic Title )
|
|
Toplam
Total |
Prof.
Prof. |
Doç.
Assoc. Prof. |
Yrd.Doç
Asst. Pr. |
Öğr. Gör.
Instructor |
Okutman
Language Ins. |
Uzman
Specialist |
Arş Gör.
Research Asst. |
|
T |
84785 |
11841 |
5769 |
15129 |
14353 |
6302 |
2595 |
28751 |
|
K |
32858 |
3149 |
1813 |
4861 |
5396 |
3630 |
1075 |
12917 |
|
E |
51927 |
8692 |
3956 |
10268 |
8957 |
2672 |
1520 |
15834 |
T : TOPLAM /
TOTAL K: KADIN /
FEMALE E: ERKEK /
MALE
Tablo 1’de görüldüğü gibi öğretim elemanlarının dağılımları
dikkate alındığında; üniversitelerde eğitim ve öğretimin azımsanmayacak bir
biçimde öğretim görevlileri tarafından üstlendiği görülmektedir.
ÖĞRETİM
GÖREVLİLERİNİN AKADEMİK HAKLARI ve SORUNLARI
Bu bölüm Türkiye’deki kamu
üniversitelerinde çalışan öğretim görevlilerinin durumu eğitim öğretim, özlük
haklar, hiyerarşik yapılanma ve statü, seçim, iş güvencesi bağlamında
değerlendirilmiştir. Konuya ilişkin sorunlar tartışılmış, çelişkili olduğu
düşünülen bazı konular saptanmaya çalışılmıştır.
Eğitim Öğretime Yönelik
Sorunlar
ÖSYM
(2005-2006)
verilerine göre meslek yüksek okullarında ön lisans programlarında görev yapan
öğretim elemanlarının büyük çoğunluğunu öğretim görevlileri oluşturmaktadır.
Buna göre; Prof. 100, Doçent, 73, Yrd. Doçent 749, Öğr. Gör. sayısı ise
4979’dur. Yüksek okullarda çalışan çok az sayıdaki öğretim üyelerinin hemen
hemen tümü yönetici olarak çalışmakta olup asıl öğretim yükünün öğretim
görevlileri tarafından üstlenildiği görülmektedir.
Çukurova
üniversitesinde Gümüş ile birlikte yürütülen bu araştırmada elde edilen
bulgular; Çukurova, Dokuz Eylül, Niğde ve Dicle Üniversitesinden edinilen
verilerle sınırlı olup, fakültelerin lisans programlarında görev yapan öğretim
görevlileri esas alınmıştır.
Yapılan
araştırmada lisans öğretiminde derse giren 24 öğretim görevlisinin haftalık
ders yükleri 23 ile 22 saat arasında değişmektedir.. İkili öğretime giren 13
öğretim görevlisi ve okutmanların 6.61’lik ders yükleri bulunuyor. Doktorasını
yapmış olan dört öğretim görevlisi lisansüstü programlarda da ders veriyor. I.
ve II. Öğretim haftalık ders yükleri dikkate alındığında ortalama 30 saat
civarında derse girmektedirler.
Öğretim görevlilerinin münferit proje olanağından
yaralanabilmelerine ilişkin görüşleri sorulmuştur. Bu soruya ilişkin bulgular
Tablo 2’de verilmiştir.
Tablo
2. Öğretim görevlilerinin münferit proje hazırlama imkanları olmalı mıdır?
Sorusuna ilişkin bulgular.
|
|
f |
% |
|
Evet |
23 |
95.8 |
|
Kararsızım |
1 |
4.2 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Tablo 2’e göre bu
araştırmaya katılan öğretim görevlilerinin %95.8’i münferit proje olanağından
yararlanmak istediklerini belirtmişlerdir. Aynı soru Araştırma Görevlileri ve
Yardımcı doçentlere sorulmuş olup elde edilen bulgular Tablo 3’ de verilmiştir.
Tablo 3.
|
|
f |
% |
|
Geçersiz |
1 |
11.1 |
|
Evet |
6 |
66.7 |
|
Hayır |
2 |
22.2 |
|
Toplam |
9 |
100.0 |
Tablo 3’de görüldüğü gibi
Araştırma Görevlisi ve Yardımcı Doçentlerin de büyük ölçüde Öğretim Görevlilerin
münferit projelerde yer almalarının (%66.7) yararlı olacağını düşündüklerini
göstermektedir.
Üniversiteler, var oluş nedenlerinden dolayı bilimsel araştırma yapmak isteyen
her öğretim elemanına destek olmalıdır ve onları bilimsel çalışmalar yapmaya
teşvik etmelidir. Ayrıca sanat dallarında görev yapan öğretim elemanlarının da
sanat yapıtı üretebilmesi için bu haktan yaralanabilmelerinin yolu açılmalıdır.
Bu tür projelerin, sanatsal ürünlerin, üniversite için önemli, tanıtıcı,
kültürel bir kazanım olduğu düşünülmelidir. Bir
yükseköğretim kurumunun başarısı, kendi içinde barınan öğretim elemanlarının
başarılarıyla doğru orantılıdır. Oysa ki, yapılan araştırmada öğretim
görevlilerinin büyük bir çoğunluğunun (%94.7) Yapmış oldukları bilimsel,
sanatsal etkinliklerinin dekanlık veya rektörlük tarafından yeterince kabul
görülmediğinden, desteklenmediğinden rahatsızlık duyduklarını ifade etmişlerdir.
YÖK Strateji raporunda öğretim
üyelerinin atama, terfi ve kendilerini geliştirmelerine yönelik strateji ve
öneriler getirilmekte, ancak fakültelerde görev yapan öğretim görevlileri yok
sayılmakta kendilerini geliştirmelerine (en azından hizmet içinde eğitim) ve
akademik sorunlarına yönelik en küçük bir ifade biçimi bulunmamaktadır.
Bu araştırmaya katılan öğretim
görevlilerinin tamamına yakını lisansüstü eğitimi yapmak istediklerini,
ancak konum ve ders yüklerinden dolayı (özellikle güzel sanatlar eğitimi
alanında) YÖK’ün 2547 sayılı Kanununu öğretim üyesinin yetiştirilmesine ilişkin
35. maddenin dışında bazı düzenlemelerin sağlanması gerektiğini
vurgulamışlardır.
Özlük Haklara Yönelik Sorunlar
Öğretim görevlileri öngörülen
çalışma saatleri içinde okuttuğu dersler dışında akademik danışmanlık, sınav
görevliliği, koordinatörlük gibi bazı ek görev ve sorumluluklar verilerek asıl
alanı ders vermek olan öğretim görevlilerinden sıkça yararlanılmasına ve tam gün
yoğun iş temposuyla çalışmalarına rağmen özlük hakları bağlamında hak ettikleri
konumda değillerdir. Bugün (Ocak, 2008) ¼’deki 25 yıllık bir öğretim görevlisi
1.287 YTL ücret alarak yoksulluk sınırına ulaşmıştır.
Tablo 4. Öğretim görevlilerinin yaşam
standartlarına ilişkin düşünceleri
|
|
f |
% |
|
Hayır |
19 |
79.2 |
|
Kısmen |
5 |
20.8 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Yukarıdaki tabloda öğretim
görevlilerinin yaşam standartlarının oldukça düşük olduğu görülmektedir. Bu
veriler, öğretim görevlilerinin büyük bir çoğunluğunun ek ders ücreti aldıkları
halde vermiş oldukları yanıtlardır.
Ayrıca yeni göreve başlayan, yoksulluk sınırında ücret alan
uzman, araştırma görevlisi ve lise mezunu teknisyen ile 1.derecedeki bir öğretim
görevlisi arasında iş ve statü açısından önemli farklar olmasına rağmen ücret
yönünden hemen hemen hiç fark kalmamıştır
Hiyerarşik Yapılanma-Statü ve Öğretim Görevlileri
Öğretim
görevlilerine öğretim üyeleriyle aynı işi yaptığınız zaman, sizde öğretim
üyelerinin sahip olduğu saygınlığa sahip olabiliyor musunuz sorusu sorulmuştur.
Bu soruya ilişkin bulgular Tablo 5’de verilmiştir.
Tablo 5. Öğretim
görevlilerinin yaptıkları işe yönelik sahip oldukları saygınlığa ilişkin
bulgular .
|
|
f |
% |
|
Geçersiz |
1 |
4.2 |
|
Evet |
3 |
12.5 |
|
Hayır |
14 |
58.3 |
|
Kısmen |
6 |
25.0 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Tablo 5’e göre öğretim görevlilerinin %58,3’ü öğretim üyeleriyle aynı işi
yapmalarına rağmen öğretim üyelerin sahip olduğu aynı saygınlığı
göremediklerini belirtmişlerdir.
Öğretim
görevlilerine kendi konumlarının öğrenci veya idari personel tarafından
sorgulanıp karşılaştırma yapılıp yapılmadığı sorulmuştur. Bu soruya ilişkin
bulgular Tablo 6’da verilmiştir.
Tablo 6. Öğretim görevlilerinin kendi konum ve
statülerinin öğrenci ve idari personel tarafından sorgulanmasına ilişkin
bulgular.
|
|
f |
% |
|
Evet |
6 |
25.0 |
|
Hayır |
5 |
20.8 |
|
Kısmen |
13 |
54.2 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Tablo 6’da öğretim
görevlilerinin sadece %25.0’ı tamamen, %54.2’si ise kısmen öğrenciler ve idari
personel tarafından, konumlarının sorgulandığı görülmüştür. Dolayısıyla bu
verilere göre öğretim görevlilerinin bu durumdan olumsuz etkilendikleri
düşünülmektedir.
Tablo 7. Fakültenizde sizin
görüşlerinizin de dikkate alındığını, görüşlerinizden yararlanıldığını düşünüyor
musunuz?
|
|
f |
% |
|
Geçersiz |
2 |
8.3 |
|
Hayır |
14 |
58.3 |
|
Kısmen |
8 |
33.3 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Tablo 7’de
de görüldüğü gibi öğretim görevlilerinin % 58.3’ü görüşlerinin dikkate
alınmadıklarını belirtmişlerdir.
Bu
araştırma, öğretim görevlilerinin itibar-konum ve statülerinin onları rahatsız
eden bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Bazı öğretim görevlileri ile yapılan
yüz yüze görüşmelerde kendi bilimsel çalışmalarının bilimsellik değerlerinin
bazı öğretim üyelerince (öğretim görevlilerinin statülerinden dolayı) kuşkuyla
değerlendirildiği, örtülü bir şekilde dışlandığı ve bu çabalarının kabul
görülmediğini belirtmişlerdir. Ayrıca kampus içinde, özellikle akademik
personeli ilgilendiren sosyal etkinliklere katılımlara ilişkin öğretim üyelerine
gösterilen duyarlılık; aynı işi yapmalarına rağmen öğretim görevlilerine
gösterilmediği, e-posta ile yapılan genel duyuruların dışında (açılış, tören,
konferans, seminer, kokteyl, sergi v.b) davetiye mektubu gönderilmeyerek
akademik personel arasında ayırım yapıldığı vurgulanmıştır.
Seçme Özgürlüğü
Üniversitelerimizde dekanlık ve rektörlük seçimleri sürecinde sıkıntılı
anlar yaşanmaktadır. Öğretim üyeleri üzerinde baskılar artmakta, taraflar ve
gruplar oluşturulmakta, kulisler yapılmakta, popülist uygulamalar (seçim
vaatleri) uç vermekte, seçim tartışmaları neredeyse günlük siyasi polemiklere
dönüşmektedir. Öğretim üyelerine gerginlikler yaşatılmakta, süreç içinde
akademik çalışmalar sekteye uğramaktadır.
Elbetteki
üniversitelerdeki seçimler demokrasinin bir göstergesi değildir. Asıl olan
akademik özgürlük ve değerlerdir. Mevcut sistem, seçim sürecinde adayların
yandaş yaratma ve kadrolaşma kaygılarının yanı sıra seçimi kazanan adayın
atanmaması veya atanması durumunda kendisini desteklemeyen öğretim üyelerine
karşı olan muhtemel olumsuz tutumların yaşanması, çalışma barışını tehdit
edebilecek nitelikte tepkilere neden olabilmektedir.
Seçimden
öte, eğilim belirleme olan bu duruma ilişkin sorunların giderilebilmesi için
seçme, seçilme ve atama kriterlerin yeniden gözden geçirilmesi ve ülkemiz
koşullarına uygun yeni düzenlemeler yapılması önerilebilir. Örneğin, Avrupa
üniversitelerinin bir çoğunda rektörün belirlenmesi süreci siyasi otorite
dışında ve yükseköğretim alanında gerçekleşmektedir. Bu belirleme bazı
durumlarda nihai karar niteliği taşımakta, bazı durumlarda bakanlık ya da
hükümet onayına tabi olmaktadır. Ancak üniversite geleneklerinin yerleştiği
ülkelerde bu onay esas olarak bir formalitedir (Şenatalar, 2006).
Öncelikle
bilimsel çalışma ve araştırmaların uzağında, farklı bir konum olan Rektör, Dekan
ve Yüksek Okul Müdürü olmanın, öğretim üyesine olan getirileri üzerine ciddi
araştırmalar yapılmalıdır.
Üniversitenin asıl görevi öğretim ve araştırma olduğuna göre; kuruluşun tümü,
öğretim üyelerine görevlerini yapabilmeleri için yüksek düzeyde fırsat verecek
ve olabildiği kadar onların bu amaçtan sapmalarını azaltacak ve özellikle
gereğinden çok idari göreve ayrılmalarını resmi olarak özendirmeyecek bir
biçimde örgütlenmelidir (Rosovsky, 1996).
Bu konularla ilgili her ne kadar
mevcut sisteme göre devlet üniversitelerde radikal değişimlerin
gerçekleştirilmesi oldukça zor olsa da rektörlerin yetki ve sorumlulukları
hukuki çerçevede yeniden gözden geçirilerek bazı düzenlemeler yapılabilmelidir.
Öğretim Görevlileri Seçimlerde
Neden Oy Kullanamaz? Büyük olasılıkla ilgili yasada ifadesini bulan
mantığa göre öğretim görevlileri sadece ders vermekle yükümlüdür. Yani ders
memurudur. Çünkü ders memurluğu onlar için yanlış bir ifade tarzı olmadığı gibi
asli görevi ders vermek olan bu elemanların kendilerini yönetecek kişileri
belirleme gibi bir sorumluluğu da olmamalıdır.
Gerek eski yasa, gerekse yeni yasa tasarılarının hiç
birinde öğretim görevlilerine verilmeyen seçme hakkını; söz konusu yöneticilerin
bu kitlelere karşı uygulayabilecekleri olası açık veya örtülü baskıları, gayri
demokratik uygulamaları, ideal, katılımcı, demokratik, çağdaş üniversite
anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.
Ancak ne yaman bir çelişkidir ki, rektörlük seçimlerinde oy
kullanamayan öğretim görevlileri Fakültelerin Anabilim Dalı başkanlıkları
seçimlerinde oy kullanabilmektedirler. Örneğin, bir Anabilim Dalı Başkanlığına
aday olan iki profesör ünvanlı öğretim üyesinden birini seçme özgürlüğüne sahip
bir öğretim görevlisi, yine aynı ünvana sahip olan dekan ve rektörü seçme
özgürlüğüne sahip olamaması anlaşılır bir durum değildir.
Öğretim görevlilerine lisans
danışmanlığı, fakülte veya ona bağlı birimlerde ders dışı görevlendirmeler, çok
özel durumlarda ise Anabilim dalı Başkanlığı, Yüksek Okul Müdürlüğü ve
yardımcılığı gibi yöneticilikler verilmesinde bir sakınca görmeyen kanun,
Dekanlık ve Rektörlük seçimlerinde öğretim görevlilerinin oy kullanmasını
engellemektedir. İlgili kanun onaylamamasına rağmen; 1993’de yapılan ve 1496
kişiyi kapsayan bir araştırmada (Korkut, 2000) ankete katılan öğretim üyelerinin
%75.6’sı öğretim görevlilerinin ve okutmanların dekanlık seçimlerinde oy
kullanabilmeleri yönünde, %71.6’sı da rektörlük seçimlerinde oy
kullanabilmelerine yönelik görüş bildirmişlerdir.
Ayrıca, Çukurova Üniversitesi
Öğretim Elemanları Derneğinin bir araştırmasında (1997) acil çözüm bekleyen 5
sorudan birisi de “Fakülte ve üniversite kurul ve senatolarının dar tabanlı
oluşu; Üniversite’nin geniş bir yelpazesini oluşturan çeşitli kesimlerin yani
öğretim ve araştırma görevlileri, okutman ve uzmanlar ile öğrencilerin, diğer
ilgili resmi ve sivil toplum temsilcilerinin yönetimden tamamıyla dışlanması”
biçiminde görüş bildirmişlerdir.
Üniversiteler otoriter,
merkeziyetçi, bürokratik yapılanmadan kurtarılmalıdır. Üniversite yönetiminde
katılımcılık ve hoşgörü, temel ilkeler olarak korunmalıdır (Akçay, 2007).
Ülkemiz üniversitelerinde öğretim
üyesi dışındaki kesimlerden herhangi bir temsilciye kurullarda yer
verilmemektedir. Bu ise, üniversitelerimizin temel ilkesi katılım olan,
demokratik üniversite kavramına ne derece uygun bir yapılanma içinde olduğunu
göstermektedir (Korkut, 2000).
Bu durumu
batılı ülkelerin üniversite yapılanmaları ile karşılaştırdığımızda karşımıza
oldukça farklı bir tablonun çıktığını görebiliriz. Örneğin Finlandiya’da rektör
seçimleri tüm üniversite bileşenlerini kapsamakta, tüm öğretim elemanları,
teknik ve idari personel ve öğrencilerden oluşan temsilciler söz sahibi
olabilmektedir. Benzer durumlar başta Almanya ve Fransa’da olmak üzere gelişmiş
bir çok ülkenin üniversitelerinde çalışanlar seçim erkinin dışında
tutulmamıştır. Üniversite yönetimlerinde genellikle geniş katılımlı kurullar
etkili olmaktadır. Ancak ülkemizde (özellikle büyük
üniversitelerde) geniş katılımlı seçimin tartışmalı olabileceği belki
düşünülebilir, ancak bazı ülkelerde olduğu gibi üniversite içi bileşenlerin
temsilcilerinden oluşan bir kurulun rektörü belirlemesinin daha uygun
olabileceği dikkate alınmalıdır.
Tablo
8. Rektörlük seçimlerinde öğretim görevlisi ve okutmanların da oy kullanmasının
gerekliliğine inanıyor musunuz?
|
|
f |
% |
|
Evet |
23 |
95.8 |
|
Hayır |
1 |
4.2 |
|
Toplam |
24 |
100.0 |
Öğretim
görevlileri ve okutmanların rektörlük ve dekanlık seçimlerine katılamamanın
kendilerini olumsuz etkilediğini dolayısıyla %95.8’i rektörlük seçimlerinde
öğretim görevlisi ve okutmanların da oy kullanmasının gerekliliğine inandıkları,
yukarıdaki tabloda görülmektedir.
İş Güvencesi
Öğretim görevlileri, ders
vermelerinin dışında ilgili kanun gereği bilimsel, sanatsal araştırma ve
inceleme ve lisansüstü eğitim yapma zorunluluğu ve sorumluluğu olmamasına rağmen
çalıştığı kurumdan sözleşme yenileme sürecinde; verdiği dersleri de kapsayan bir
faaliyet raporu istenmektedir. Faaliyetlerinin olumsuzluğu veya yerine bir
öğretim üyesi kadrosu ihdas edilmediği sürece rutin olarak çalışmasına devam
edebilmektedir. Aksi durumda sorgusuz sualsiz görevine son verilebilmektedir.
Yardımcı doçentlerde üç yılda,
öğretim görevlilerinde iki yılda bir tekrarlanan bu süreç içinde iş garantisinin
belirsizliği ve gelecek kaygısının yaşanması öğretim elemanlarının akademik
performansını ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir.
YÖK Strateji raporunda (Şubat,
2007). “Öğretim Üyelerinin Yaşam Standardının Yükseltilmesi ve Özlük
Haklarının Geliştirilmesi İçin Stratejik Seçmeler” başlığı altında 4. madde
de “Öğretim üyelerinin işinde kalabilme hakkının yeniden düzenlenmesi” önerisi
yer alırken, öğretim görevlilerine ilişkin herhangi bir vurgulama yapılmaması
düşündürücüdür.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Hemen hemen
tüm dünya üniversitelerinde olduğu gibi Türkiye üniversitelerinde gereksinim
duyulan-istihdam edilen Öğretim Görevlisi kadroları kaldırılamayacağına göre; ki
bunu ÖSYM’de sınav şartı koyarak bu durumu teyid etmiştir. Dolayısıyla
üniversitelerin eğitim öğretim yükünü çeken binlerce öğretim görevlilerinin
durumları yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gündeme
gelmelidir.
Aşağıda
öğretim görevlilerin mevcut durumlarının geliştirilmesine ilişkin öneriler
sıralanmıştır.
1.
Eşit işe eşit ücret mantığından yola çıktığımızda aynı sürede, aynı
içerikte aynı dersi veren öğretim elemanları eşit ücret alabilmelidir. Oysa ki
mevcut durumda, aynı dersleri vermelerine rağmen birinci derecedeki bir öğretim
görevlisine en alt ünvanlı öğretim üyesinden daha az ücret tahakkuk
ettirilmektedir.
Bu sorun, en alt ünvanlı bir
öğretim üyesinin alabileceği ücret esas alınarak makul bir düzenleme ile
giderilmelidir.
2.
Öğretim yardımcıları, öğrenciler ve çalışanlar yönetim organlarında temsil
edilmelidir (DPT, 2000). Öğretim üyelerinde olduğu gibi; özellikle yüksek
okullarda ve öğretim görevlisi istihdamı olan fakültelerde seçilmiş bir öğretim
görevlisi temsilcisi olmalıdır.
3.
Öğretim görevlilerinden durumları uygun olanlara (35.maddenin dışında özel
özellikle güzel sanatlar alanında) yüksek lisans ve doktora yapma koşulları
yeniden düzenlenmelidir.
4.
Üniversitelerde sadece profesör ve doçentlerin iş güvenceleri vardır. Oysa ki iş
güvencesi, Anayasada ve ILO sözleşmelerinde yer almasına rağmen Yardımcı Doçent,
öğretim görevlileri, okutman, uzmanların bu güvencenin dışında tutulması bireyin
çalışma hakkı ile örtüşmeyen bir durumdur.
5.
Fakültelerde iki yıl üst üste sözleşmesi yenilenen öğretim görevlilerinin
bilimsel yeterlilikleri ve üretkenlikleri göz önünde bulundurularak daimi
kadroya alınmalıdır. Daimi kadroya alınan öğretim görevlileri dekanlık ve
rektörlük seçimlerinde oy kullanabilmelidir.
6. Yüksek Öğretim Kurulunun
başvuru kriterlerini yerine getiren öğretim görevlisi adaylarının (özellikle
eğitim fakültelerine) istihdamında; kendi uzmanlık alanlarında üç yıl
çalışmış, en az yüksek lisans derecesine sahip olma ana koşul haline
getirilmelidir.
7. Alanlarında başarılı öğretim görevlileri, ödüllendirilerek daha uygun, daha
verimli ortamlarda çalışmalarına olanak sağlanmalıdır.
8. Uygun koşulları sağlayan uzman öğretim görevlileri, (özellikle sanat
dallarında) öğretim üyeleri gibi münferit proje hazırlayabilmeli, araştırma
fonlarından destek alabilmelidir.
9. Akademisyen kimliği taşıyan tüm öğretim görevlileri ve okutmanlar öğretim
üyelerine tanındığı biçimde ayırım gözetilmeksizin üniversitelerin sosyal ve
kültürel haklarından yararlanmalıdır.
10. Öğretim görevlilerinin diğer akademik ve idari personel’de olduğu gibi
lojmanda oturabilme şansı olabilmelidir. Buna göre 2946 sayılı Kamu Konutları
Yönetmeliğinde yer alan puan sıralaması esas alınmalıdır.
SONUÇ
Bir ulusun vatandaşlarına tanımış
olduğu haklar ile; bir üniversitenin kendi elemanlarına tanımış olduğu temel hak
ve özgürlükler arasındaki değerlerin üniversite aleyhinde anlamlı farklara
dönüşmesi evrensel üniversite tanımı ile örtüşmeyen kabul edilemez bir durumdur.
Üniversitelerin görevi sadece çeşitli mesleklere yönelik
eleman yetiştirmek değildir. Üniversiteler, ülkenin gereksinmelerine yönelik
yeni teknolojiler üretebilmeli, demokratik, akademik özgürlükleri, bilimsel
gelişim ve olanakları sağlamalı, yeniliklere öncülük edebilmeli, yeni bilimsel
strateji ve politikalar geliştirmelidir. Bu bağlamda üniversitelerde, statüsü ve
ünvanı ne olursa olsun aynı kurumda çalışan akademik personel arasında
(özellikle insani değerler açısından) asla ayırım yapılmamalı, otorite ve
tabulara karşı, özgür ve eleştirel düşünme desteklenmeli, korku, sindirme ve
baskı değil, eşit saygınlık ve demokratik barış ortamı yaratılabilmelidir. Çünkü
üniversiteler, demokrasi, adalet, barış ve refah hedeflerine yönelik süreçlerde
özel ve önemli bir misyona sahip kurumlardır.
KAYNAKÇA
Akçay, C.(2006). Türk Eğitim Sistemi. Anı
yayıncılık. Ankara.
Artut, K. (16 Temmuz 2005). Cumhuriyet Gazetesi.
“Öğretim Görevlisi Kimdir, Ne İş Yapar? Bilim Teknik.
Bozkurt, E., Çağlayan, R. (2005) İçtihatlı Yüksek
Öğretim Mevzuatı, s.54. Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti. Ankara.
Büken, N.(2006). Türkiye Örneğinde Akademik Dünya
ve Akademik Etik. Hacettepe Tıp Dergisi, 37:164-170. Ankara.
DPT, (2000).
Devlet Planlama Teşkilatı Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Yükseköğretim
Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Yayın NO: DPT:2534, Ankara.
Demokratik Eğitim
Kurultayı. (2004). Üniversite ve Akademisyen Yetiştirme, s.334. Eğitim
Sen, Ankara.
Korkut, H.
(2002). Sorgulanan Yüksek Öğretim, s. 24. Anı Yayıncılık, Ankara.
Özbudun, S., Demirer, T. (2006). Eğitim,
Üniversite Yök ve Aydınlar, s.134, Ütopya Yayınları, Ankara.
Rosovsky, H. (1996). The University: an Owner’s
Manual. Bir Dekan Anlatıyor, çev. Süreyya Ersoy, s. 290. Tubitak Yayınları,
Ankara.
Şenatalar, B. (18 Mart 2006). “Yönetsel
Özerkliğe Darbe”. Radikal Gazetesi.
Terzioğlu, T. ( 6 Aralık 2005).
“Üniversiteler Sadece Akademisyenlerin Değil” Sabah Gazetesi.
http://www.yok.gov.tr/duyuru/yok_strateji_kitabi.pdf (Erişim,
2007).
http://www.osym.gov.tr/BelgeGoster.aspx?
(Erişim, 2007)
Tablo’da çeviriciler ve
planlamacılar gösterilmemiştir.