Künye   Haberler   Duyurular    Haber Yaz    Tavsiye Et    Ana S. Yap    Sık K. Ekle    Bize Ulaşın    Sponsor Ol

Ana Sayfa

         
 
   Birses 

   Atatürk Köşesi
   Atatürk Resimleri
   Doçentlik Sınavı
   Köşe Yazıları
   Sohbet Sayfasy (Chat)
   Sorun Yaz
   Sorunlar&Çözümler
   Türkçemiz
   Üniversite Haberleri

   Güncel 

   Basından Seçmeler
   Bilişim
   Eğitim
   Ekonomi
   Fykralarla Gündem
   Gençlik
   Kıssadan Hisse
   Serbest Kürsü

   Linkler 

   Acil Telefonlar
   Basın Bağlantıları
   Bilim ve Teknik
   Bilinmeyen Telefonlar
   Borsa Bağlantıları
   E-Posta Okuma
   Gazeteciler
   Hukuk Sitesi
   İngilizce Çeviri
   İngilizce Öğren - 1
   İngilizce Öğren - 2
   İngilizce Sözlük - 1
   İngilizce Sözlük - 2
   İngilizce Sözlük - 3
   İnternetten Faks 1
   İnternetten Faks 2
   İstanbul Haritası
   Karayolları Haritası
   MB Döviz Kurları
   On line Çeviri
   On line Tv - ATV
   Online Alışveriş
   Ölçü Çevrimleri
   Önemli Telefonlar
   Posta Kodları
   Pub-Med Yyn. Tarama
   Sağlık Linkleri
   Sağlık Mevzuatı
   SCI - Endeksi
   Siyasi Partiler
   SMS Rehberi
   Tarih Çevirme Rehberi
   Telefon Rehberi
   THY - Online Bilet
   Tıp Sözlüğü
   Türkçe - İngilizce Sözlük
   Türkçe Sözlük
   Türkiye Hakkında

   Resmi Baglantı 

   Bakanlıklar
   Cumhurbaşkanlığı
   Kamu Kuruluşları
   Pasaport Başvuru
   Resmi Gazete
   TBMM
   TBMM Tlf. Rehberi
   TC. Kimlik No Sorgu
   TUBİTAK
   Üniversiteler
   Vergi No Sorgu
   YÖK
   YÖK Tez Arama

   Satranç Linkleri 

   Satranç
   Satranç Kulupleri
   Satranç Kuralları
   Satranç Linkleri
   Satranç Oyunu - 2

   Yeni Oyunlar 

   Oyunlar

Web Arama:

 

Lütfen Mail Listimize katılınız.!

 
 

Öğretim Görevlileri Seçimlerde Neden Oy Kullanamaz?

 
 
Kazım ARTUT
BİRSES  20.02.2008
 
 


 

ÜNİVERSİTELERDE ÖĞRETİM GÖREVLİLERİN SORUNLARI ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 

Öğr. Gör. Kazım ARTUT

Çukurova Üniversitesi

 kartut@cu.edu.tr

 

GİRİŞ

Akademik özgürlük ve yönetsel özerklik, üniversitelerdeki araştırma ve öğretim alanlarında yürütülen çalışmaların devletten ya da toplumdan kaynaklanan ekonomik, siyasal ve dinsel baskılarla karşılaşmadan özgürce gerçekleştirilmesini esas alır. Bu anlamda ayırım yapılmaksızın tüm öğretim elemanları, çalışmalarını yasalar çerçevesinde üniversite içinden veya dışından herhangi bir baskıyla karşılaşmadan yürütebilmelidir.

Geleneksel üniversite kavramının gerekleri olan bilimsellik, özerklik, özgürlük, toplumsal sorumluluk, muhalefet olma, gibi değerlerin korunması, üniversitelerin saygın, güvenilir kurumsal bir kimlik üstlenmesini gerekli kılar. Çünkü iyi üniversiteler, sorunların kaynağı değil, sorunlara çözüm aranan güvenilir kurumlardır.

Özerklik, akademik özgürlüğün güvencesi olarak anlam taşır; üniversitelerin içinde bulundukları topluma ve genelde insanlığa karşı sorumlulukları ile çelişen biçimde ya da hesap vermekten kaçınma anlamında yorumlanamaz. Terzioğlu’na göre (2005) “Bilgi çağındaki üniversitelerin paydaşları artmıştır. Üniversite sadece akademisyenlerin değildir. Bir üniversitenin paydaşları arasında, öğretim üyelerinin yanı sıra öğrencilerini, öğrenci ailelerini, üniversitenin tüm çalışanlarını devleti, özel sektörü ve giderek toplumun tümünü sayabiliriz. Dolayısıyla sadece öğretim üyelerince yönetilen diğer paydaşlarına hesap verme gereğini duymayan bir üniversite esasen 19. y.yılda kalmış demektir”. Üniversiteler sadece devlet-hükümet kurumlarına karşı değil, aynı zamanda özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına karşı da özgürlüğünü ve özerkliğini koruyabilecek durumda olmalıdır.

Öğretim Görevlileri

Üniversitelerde 2547 Sayılı Yüksek Öğrenim Kurulu Kanununun ilgili maddesinde görev ve sorumlulukları tanımlanan öğretim görevlilerinin (fakülte ve yüksekokullarda) çalıştırılması-istihdam edilmesi, ilgili YÖK yasasında (2547/31.madde) belirlenmiştir. Öğretim görevlisi istihdamı sadece bizim ülkemize özgü bir olgu değildir.  Özellikle sanat dalları ve özel teknik bilgi, deneyim ve beceri gerektiren  alanlarda öğretim görevlisi (Instructor) çalıştırmak gelişmiş ülkelerde oldukça yaygın bir uygulamadır.

Türkiye’deki üniversitelerde akademik personelin büyük bir çoğunluğunu araştırma görevlileri ve öğretim görevlileri oluşturmaktadır. Yine öğretim görevlilerinin büyük bir çoğunluğu yüksek okullarda, eğitim fakültelerinde ve güzel sanatlar alanlarında çalışmaktadır.

Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi verilerine göre 2005-2006 öğretim yılı Yüksek öğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının ünvanlarına göre dağılımları Tablo 1’de verilmiştir.

 

 

Tablo 1. Öğretim Elemanlarının Akademik Görevlerine Göre Sayıları (Number of Teaching Staff  by Academic Title )[1]    

    

 

Toplam  

Total                   

Prof.

Prof.

Doç.

Assoc. Prof.

Yrd.Doç

Asst. Pr.

Öğr. Gör.

Instructor

Okutman

Language Ins.

Uzman

Specialist

Arş Gör.

Research Asst.

T    

 84785

 11841

   5769

15129

   14353

 6302

   2595

   28751

K

 32858

   3149

   1813

 4861

   5396

 3630

   1075

   12917

E

 51927

   8692

   3956

10268

   8957

  2672

   1520

   15834

                       

T : TOPLAM / TOTAL      K: KADIN / FEMALE        E: ERKEK / MALE

 

Tablo 1’de görüldüğü gibi öğretim elemanlarının dağılımları dikkate alındığında; üniversitelerde eğitim ve öğretimin azımsanmayacak bir biçimde öğretim görevlileri tarafından üstlendiği görülmektedir. 

 

ÖĞRETİM GÖREVLİLERİNİN AKADEMİK HAKLARI ve SORUNLARI

Bu bölüm Türkiye’deki kamu üniversitelerinde çalışan öğretim görevlilerinin durumu eğitim öğretim, özlük haklar, hiyerarşik yapılanma ve statü, seçim, iş güvencesi bağlamında değerlendirilmiştir. Konuya ilişkin sorunlar tartışılmış, çelişkili olduğu düşünülen bazı konular saptanmaya çalışılmıştır.

 

Eğitim Öğretime Yönelik Sorunlar

ÖSYM (2005-2006)[2] verilerine göre meslek yüksek okullarında ön lisans programlarında görev yapan öğretim elemanlarının büyük çoğunluğunu öğretim görevlileri oluşturmaktadır. Buna göre; Prof. 100,  Doçent, 73,  Yrd. Doçent 749, Öğr. Gör. sayısı ise 4979’dur. Yüksek okullarda çalışan çok az sayıdaki öğretim üyelerinin hemen hemen tümü yönetici olarak çalışmakta olup asıl öğretim yükünün öğretim görevlileri tarafından üstlenildiği görülmektedir.

Çukurova üniversitesinde Gümüş ile birlikte yürütülen bu araştırmada elde edilen bulgular; Çukurova, Dokuz Eylül, Niğde ve Dicle Üniversitesinden edinilen verilerle sınırlı olup, fakültelerin lisans programlarında görev yapan öğretim görevlileri esas alınmıştır.

Yapılan araştırmada lisans öğretiminde derse giren  24 öğretim görevlisinin haftalık ders yükleri 23 ile 22 saat arasında değişmektedir.. İkili öğretime giren 13 öğretim görevlisi ve okutmanların  6.61’lik ders yükleri bulunuyor. Doktorasını yapmış olan dört öğretim görevlisi lisansüstü programlarda da ders veriyor.  I. ve II. Öğretim haftalık ders yükleri dikkate alındığında ortalama 30 saat civarında derse girmektedirler.

Öğretim görevlilerinin münferit proje olanağından yaralanabilmelerine ilişkin görüşleri sorulmuştur. Bu soruya ilişkin bulgular  Tablo 2’de verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

Tablo 2.  Öğretim görevlilerinin münferit proje hazırlama imkanları olmalı mıdır? Sorusuna ilişkin bulgular.

 

 

f

%

  Evet

23

 95.8

  Kararsızım

1

    4.2

 Toplam

     24

  100.0

 

Tablo 2’e göre bu araştırmaya katılan öğretim görevlilerinin %95.8’i münferit proje olanağından yararlanmak istediklerini belirtmişlerdir. Aynı soru Araştırma Görevlileri ve Yardımcı doçentlere sorulmuş olup elde edilen bulgular Tablo 3’ de verilmiştir.

 

           Tablo 3.

 

    f

  %

   Geçersiz

   1

 11.1

   Evet

   6

66.7

   Hayır

   2

22.2

   Toplam

   9

100.0

 

Tablo 3’de görüldüğü gibi Araştırma Görevlisi ve Yardımcı Doçentlerin de büyük ölçüde Öğretim Görevlilerin münferit projelerde yer almalarının (%66.7) yararlı olacağını düşündüklerini göstermektedir.

 

Üniversiteler, var oluş nedenlerinden dolayı bilimsel araştırma yapmak isteyen her öğretim elemanına destek olmalıdır ve onları bilimsel çalışmalar yapmaya teşvik etmelidir. Ayrıca sanat dallarında görev yapan öğretim elemanlarının da sanat yapıtı üretebilmesi için bu haktan yaralanabilmelerinin yolu açılmalıdır. Bu tür projelerin, sanatsal ürünlerin, üniversite için önemli, tanıtıcı, kültürel bir kazanım olduğu düşünülmelidir. Bir yükseköğretim kurumunun başarısı, kendi içinde barınan öğretim elemanlarının başarılarıyla doğru orantılıdır. Oysa ki, yapılan araştırmada öğretim görevlilerinin büyük bir çoğunluğunun (%94.7) Yapmış oldukları bilimsel, sanatsal etkinliklerinin dekanlık veya rektörlük tarafından yeterince kabul görülmediğinden, desteklenmediğinden rahatsızlık duyduklarını ifade etmişlerdir.

YÖK Strateji raporunda öğretim üyelerinin atama, terfi ve kendilerini geliştirmelerine yönelik strateji ve öneriler getirilmekte, ancak fakültelerde görev yapan öğretim görevlileri yok sayılmakta kendilerini geliştirmelerine (en azından hizmet içinde eğitim) ve akademik sorunlarına yönelik en küçük bir ifade biçimi bulunmamaktadır.

Bu araştırmaya katılan öğretim görevlilerinin tamamına yakını lisansüstü eğitimi yapmak istediklerini, ancak konum ve ders yüklerinden dolayı (özellikle güzel sanatlar eğitimi alanında)  YÖK’ün 2547 sayılı Kanununu öğretim üyesinin yetiştirilmesine ilişkin 35. maddenin dışında bazı düzenlemelerin sağlanması gerektiğini vurgulamışlardır.

 

 

Özlük Haklara Yönelik Sorunlar

Öğretim görevlileri öngörülen çalışma saatleri içinde okuttuğu dersler dışında akademik danışmanlık, sınav görevliliği, koordinatörlük gibi bazı ek görev ve sorumluluklar verilerek asıl alanı ders vermek olan öğretim görevlilerinden sıkça yararlanılmasına ve tam gün yoğun iş temposuyla çalışmalarına rağmen özlük hakları bağlamında hak ettikleri konumda değillerdir. Bugün (Ocak, 2008) ¼’deki 25 yıllık bir öğretim görevlisi 1.287 YTL ücret alarak yoksulluk sınırına ulaşmıştır.

 

Tablo 4.   Öğretim görevlilerinin yaşam standartlarına ilişkin düşünceleri

 

 

f

%

   Hayır

19

79.2

   Kısmen

      5

   20.8

   Toplam

     24

   100.0

 

Yukarıdaki tabloda öğretim görevlilerinin yaşam standartlarının oldukça düşük olduğu görülmektedir. Bu veriler, öğretim görevlilerinin büyük bir çoğunluğunun ek ders ücreti aldıkları halde vermiş oldukları yanıtlardır. 

Ayrıca yeni göreve başlayan, yoksulluk sınırında ücret alan uzman, araştırma görevlisi ve lise mezunu teknisyen ile 1.derecedeki bir öğretim görevlisi arasında iş ve statü açısından önemli farklar olmasına rağmen ücret yönünden hemen hemen hiç fark kalmamıştır   

 

Hiyerarşik  Yapılanma-Statü  ve  Öğretim Görevlileri

Öğretim görevlilerine öğretim üyeleriyle aynı işi yaptığınız zaman, sizde öğretim üyelerinin sahip olduğu saygınlığa sahip olabiliyor musunuz sorusu sorulmuştur. Bu soruya ilişkin bulgular Tablo 5’de verilmiştir.

Tablo 5.   Öğretim görevlilerinin yaptıkları işe yönelik sahip oldukları saygınlığa ilişkin bulgular .

 

 

f

%

      Geçersiz

1

4.2

      Evet

3

12.5

      Hayır

14

58.3

      Kısmen

 6

25.0

      Toplam

24

100.0

 

 

Tablo 5’e göre öğretim görevlilerinin %58,3’ü öğretim üyeleriyle aynı işi yapmalarına rağmen   öğretim üyelerin sahip olduğu aynı saygınlığı göremediklerini belirtmişlerdir.

Öğretim görevlilerine kendi konumlarının öğrenci veya idari personel tarafından sorgulanıp karşılaştırma yapılıp yapılmadığı sorulmuştur. Bu soruya ilişkin bulgular Tablo 6’da verilmiştir.

 

 

Tablo 6.  Öğretim görevlilerinin kendi konum ve statülerinin öğrenci ve idari personel tarafından sorgulanmasına ilişkin bulgular.

 

 

f

%

     Evet

6

25.0

     Hayır

5

20.8

     Kısmen

13

54.2

     Toplam

24

100.0

 

 

Tablo 6’da öğretim görevlilerinin  sadece %25.0’ı tamamen, %54.2’si ise kısmen öğrenciler ve idari personel tarafından, konumlarının sorgulandığı görülmüştür. Dolayısıyla bu verilere göre öğretim görevlilerinin bu durumdan olumsuz etkilendikleri düşünülmektedir.

 

Tablo 7. Fakültenizde sizin görüşlerinizin de dikkate alındığını, görüşlerinizden yararlanıldığını düşünüyor musunuz?

 

 

     f

   %

   Geçersiz

     2

    8.3

    Hayır

    14

   58.3

    Kısmen

    8

   33.3

   Toplam

    24

   100.0


 

Tablo 7’de de görüldüğü gibi öğretim görevlilerinin % 58.3’ü görüşlerinin dikkate alınmadıklarını belirtmişlerdir.

Bu araştırma, öğretim görevlilerinin itibar-konum ve statülerinin onları rahatsız eden bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Bazı öğretim görevlileri ile yapılan yüz yüze görüşmelerde kendi bilimsel çalışmalarının bilimsellik değerlerinin bazı öğretim üyelerince (öğretim görevlilerinin statülerinden dolayı) kuşkuyla değerlendirildiği, örtülü bir şekilde dışlandığı ve bu çabalarının kabul görülmediğini belirtmişlerdir.  Ayrıca kampus içinde, özellikle akademik personeli ilgilendiren sosyal etkinliklere katılımlara ilişkin öğretim üyelerine gösterilen duyarlılık; aynı işi yapmalarına rağmen öğretim görevlilerine gösterilmediği, e-posta ile yapılan genel duyuruların dışında (açılış, tören, konferans, seminer, kokteyl, sergi v.b) davetiye mektubu gönderilmeyerek akademik personel arasında ayırım yapıldığı vurgulanmıştır.

Seçme Özgürlüğü

 

Üniversitelerimizde dekanlık ve rektörlük seçimleri sürecinde sıkıntılı anlar yaşanmaktadır. Öğretim üyeleri üzerinde baskılar artmakta, taraflar ve gruplar oluşturulmakta, kulisler yapılmakta, popülist uygulamalar (seçim vaatleri) uç vermekte, seçim tartışmaları neredeyse günlük siyasi polemiklere dönüşmektedir. Öğretim üyelerine gerginlikler yaşatılmakta, süreç içinde akademik çalışmalar sekteye uğramaktadır.

Elbetteki üniversitelerdeki seçimler demokrasinin bir göstergesi değildir. Asıl olan akademik özgürlük ve değerlerdir. Mevcut sistem, seçim sürecinde adayların yandaş yaratma ve kadrolaşma kaygılarının yanı sıra seçimi kazanan adayın atanmaması veya atanması durumunda kendisini desteklemeyen öğretim üyelerine karşı olan muhtemel olumsuz tutumların yaşanması, çalışma barışını tehdit edebilecek nitelikte tepkilere neden olabilmektedir.

Seçimden öte, eğilim belirleme olan bu duruma ilişkin sorunların giderilebilmesi için  seçme, seçilme ve atama kriterlerin yeniden gözden geçirilmesi ve ülkemiz koşullarına uygun yeni düzenlemeler yapılması önerilebilir. Örneğin, Avrupa üniversitelerinin bir çoğunda rektörün belirlenmesi süreci siyasi otorite dışında ve yükseköğretim alanında gerçekleşmektedir. Bu belirleme bazı durumlarda nihai karar niteliği taşımakta, bazı durumlarda bakanlık ya da hükümet onayına tabi olmaktadır. Ancak üniversite geleneklerinin yerleştiği ülkelerde bu onay esas olarak bir formalitedir (Şenatalar, 2006).

Öncelikle bilimsel çalışma ve araştırmaların uzağında, farklı bir konum olan Rektör, Dekan ve Yüksek Okul Müdürü olmanın, öğretim üyesine olan getirileri üzerine ciddi araştırmalar yapılmalıdır.

Üniversitenin asıl görevi öğretim ve araştırma olduğuna göre; kuruluşun tümü, öğretim üyelerine görevlerini yapabilmeleri için yüksek düzeyde fırsat verecek ve olabildiği kadar onların bu amaçtan sapmalarını azaltacak ve özellikle gereğinden çok idari göreve ayrılmalarını resmi olarak özendirmeyecek bir biçimde örgütlenmelidir (Rosovsky, 1996).

Bu konularla ilgili her ne kadar mevcut sisteme göre devlet üniversitelerde radikal değişimlerin gerçekleştirilmesi oldukça zor olsa da  rektörlerin yetki ve sorumlulukları hukuki çerçevede yeniden gözden geçirilerek bazı düzenlemeler yapılabilmelidir.

 

Öğretim Görevlileri Seçimlerde Neden Oy Kullanamaz? Büyük olasılıkla ilgili yasada ifadesini bulan mantığa göre öğretim görevlileri sadece ders vermekle yükümlüdür. Yani ders memurudur. Çünkü ders memurluğu onlar için yanlış bir ifade tarzı olmadığı gibi asli görevi ders vermek olan bu elemanların kendilerini yönetecek kişileri belirleme gibi bir sorumluluğu da olmamalıdır.  

Gerek eski yasa, gerekse yeni yasa tasarılarının hiç birinde öğretim görevlilerine verilmeyen seçme hakkını; söz konusu yöneticilerin bu kitlelere karşı uygulayabilecekleri olası açık veya örtülü baskıları, gayri demokratik uygulamaları, ideal, katılımcı, demokratik, çağdaş üniversite anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.

Ancak ne yaman bir çelişkidir ki, rektörlük seçimlerinde oy kullanamayan öğretim görevlileri Fakültelerin Anabilim Dalı başkanlıkları seçimlerinde oy kullanabilmektedirler. Örneğin, bir Anabilim Dalı Başkanlığına aday olan iki profesör ünvanlı öğretim üyesinden birini seçme özgürlüğüne sahip bir öğretim görevlisi, yine aynı ünvana sahip olan dekan ve rektörü seçme özgürlüğüne sahip olamaması anlaşılır bir durum değildir.

Öğretim görevlilerine lisans danışmanlığı, fakülte veya ona bağlı birimlerde ders dışı görevlendirmeler, çok özel durumlarda ise Anabilim dalı Başkanlığı, Yüksek Okul Müdürlüğü ve yardımcılığı gibi yöneticilikler verilmesinde bir sakınca görmeyen kanun, Dekanlık ve Rektörlük seçimlerinde öğretim görevlilerinin oy kullanmasını engellemektedir. İlgili kanun onaylamamasına rağmen; 1993’de yapılan ve 1496 kişiyi kapsayan bir araştırmada (Korkut, 2000) ankete katılan öğretim üyelerinin %75.6’sı öğretim görevlilerinin ve okutmanların dekanlık seçimlerinde oy kullanabilmeleri yönünde, %71.6’sı da rektörlük seçimlerinde oy kullanabilmelerine yönelik görüş bildirmişlerdir.

Ayrıca, Çukurova Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneğinin bir araştırmasında (1997) acil çözüm bekleyen 5 sorudan birisi de “Fakülte ve üniversite kurul ve senatolarının dar tabanlı oluşu; Üniversite’nin geniş bir yelpazesini oluşturan çeşitli kesimlerin yani öğretim ve araştırma görevlileri, okutman ve uzmanlar ile öğrencilerin, diğer ilgili resmi ve sivil toplum temsilcilerinin yönetimden tamamıyla dışlanması” biçiminde görüş bildirmişlerdir.

Üniversiteler otoriter, merkeziyetçi, bürokratik yapılanmadan kurtarılmalıdır. Üniversite yönetiminde katılımcılık ve hoşgörü, temel ilkeler olarak korunmalıdır (Akçay, 2007).

Ülkemiz üniversitelerinde öğretim üyesi dışındaki kesimlerden herhangi bir temsilciye kurullarda yer verilmemektedir. Bu ise, üniversitelerimizin temel ilkesi katılım olan, demokratik üniversite kavramına ne derece uygun bir yapılanma içinde olduğunu göstermektedir (Korkut, 2000).

Bu durumu batılı ülkelerin üniversite yapılanmaları ile karşılaştırdığımızda karşımıza oldukça farklı bir tablonun çıktığını görebiliriz. Örneğin Finlandiya’da rektör seçimleri tüm üniversite bileşenlerini kapsamakta, tüm öğretim elemanları, teknik ve idari personel ve öğrencilerden oluşan temsilciler söz sahibi olabilmektedir. Benzer durumlar başta Almanya ve Fransa’da olmak üzere gelişmiş bir çok ülkenin üniversitelerinde çalışanlar seçim erkinin dışında tutulmamıştır. Üniversite yönetimlerinde genellikle geniş katılımlı kurullar etkili olmaktadır. Ancak ülkemizde (özellikle büyük üniversitelerde) geniş katılımlı seçimin tartışmalı olabileceği belki düşünülebilir, ancak bazı ülkelerde olduğu gibi üniversite içi bileşenlerin temsilcilerinden oluşan bir kurulun rektörü belirlemesinin daha uygun olabileceği dikkate alınmalıdır.

Tablo 8.  Rektörlük seçimlerinde öğretim görevlisi ve okutmanların da oy kullanmasının gerekliliğine inanıyor musunuz?

 

 

f

%

    Evet

23

95.8

    Hayır

 1

4.2

   Toplam

24

100.0

 

Öğretim görevlileri ve okutmanların rektörlük ve dekanlık seçimlerine katılamamanın kendilerini olumsuz etkilediğini dolayısıyla %95.8’i rektörlük seçimlerinde öğretim görevlisi ve okutmanların da oy kullanmasının gerekliliğine inandıkları, yukarıdaki tabloda görülmektedir.

 

İş Güvencesi

Öğretim görevlileri, ders vermelerinin dışında ilgili kanun gereği bilimsel, sanatsal araştırma ve inceleme ve lisansüstü eğitim yapma zorunluluğu ve sorumluluğu olmamasına rağmen çalıştığı kurumdan sözleşme yenileme sürecinde; verdiği dersleri de kapsayan bir faaliyet raporu istenmektedir. Faaliyetlerinin olumsuzluğu veya yerine bir öğretim üyesi kadrosu ihdas edilmediği sürece rutin olarak çalışmasına devam edebilmektedir. Aksi durumda sorgusuz sualsiz görevine son verilebilmektedir.

Yardımcı doçentlerde üç yılda, öğretim görevlilerinde iki yılda bir tekrarlanan bu süreç içinde iş garantisinin belirsizliği ve gelecek kaygısının yaşanması öğretim elemanlarının akademik performansını ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir.

YÖK Strateji raporunda (Şubat, 2007). “Öğretim Üyelerinin Yaşam Standardının Yükseltilmesi ve Özlük Haklarının Geliştirilmesi İçin Stratejik Seçmeler” başlığı altında 4. madde de “Öğretim üyelerinin işinde kalabilme hakkının yeniden düzenlenmesi” önerisi yer alırken, öğretim görevlilerine ilişkin herhangi bir vurgulama yapılmaması düşündürücüdür.

 

 

 

 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Hemen hemen tüm dünya üniversitelerinde olduğu gibi Türkiye üniversitelerinde gereksinim duyulan-istihdam edilen Öğretim Görevlisi kadroları kaldırılamayacağına göre; ki bunu ÖSYM’de sınav şartı koyarak bu durumu teyid etmiştir. Dolayısıyla üniversitelerin eğitim öğretim yükünü çeken binlerce öğretim görevlilerinin durumları yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gündeme gelmelidir.

Aşağıda öğretim görevlilerin mevcut durumlarının geliştirilmesine ilişkin öneriler sıralanmıştır.

1.      Eşit işe eşit ücret mantığından yola çıktığımızda aynı sürede, aynı içerikte aynı dersi veren öğretim elemanları eşit ücret alabilmelidir. Oysa ki mevcut durumda, aynı dersleri vermelerine rağmen birinci derecedeki bir öğretim görevlisine en alt ünvanlı öğretim üyesinden daha az ücret tahakkuk ettirilmektedir. 

Bu sorun, en alt ünvanlı bir öğretim üyesinin alabileceği ücret esas alınarak makul bir düzenleme ile giderilmelidir.

       2. Öğretim yardımcıları, öğrenciler ve çalışanlar yönetim organlarında temsil edilmelidir (DPT, 2000). Öğretim üyelerinde olduğu gibi; özellikle yüksek okullarda ve öğretim görevlisi istihdamı olan fakültelerde seçilmiş bir öğretim görevlisi temsilcisi olmalıdır.

      3.  Öğretim görevlilerinden durumları uygun olanlara (35.maddenin dışında özel  özellikle güzel sanatlar alanında) yüksek lisans ve doktora yapma koşulları yeniden düzenlenmelidir.

      4.  Üniversitelerde sadece profesör ve doçentlerin iş güvenceleri vardır. Oysa ki iş güvencesi, Anayasada ve ILO sözleşmelerinde yer almasına rağmen Yardımcı Doçent, öğretim görevlileri, okutman, uzmanların bu güvencenin dışında tutulması bireyin çalışma hakkı ile örtüşmeyen bir durumdur.

      5.  Fakültelerde iki yıl üst üste sözleşmesi yenilenen öğretim görevlilerinin bilimsel yeterlilikleri ve üretkenlikleri göz önünde bulundurularak daimi kadroya alınmalıdır. Daimi kadroya alınan öğretim görevlileri dekanlık ve rektörlük seçimlerinde oy kullanabilmelidir.

                   6. Yüksek Öğretim Kurulunun başvuru kriterlerini yerine getiren öğretim görevlisi adaylarının (özellikle eğitim fakültelerine) istihdamında; kendi uzmanlık alanlarında üç yıl çalışmış, en az yüksek lisans derecesine sahip olma ana koşul haline getirilmelidir.

       7. Alanlarında başarılı öğretim görevlileri, ödüllendirilerek daha uygun, daha verimli ortamlarda çalışmalarına olanak sağlanmalıdır.

       8. Uygun koşulları sağlayan uzman öğretim görevlileri, (özellikle sanat dallarında) öğretim üyeleri gibi münferit proje hazırlayabilmeli, araştırma fonlarından destek alabilmelidir.

       9. Akademisyen kimliği taşıyan tüm öğretim görevlileri ve okutmanlar öğretim üyelerine tanındığı biçimde ayırım gözetilmeksizin üniversitelerin sosyal ve kültürel haklarından yararlanmalıdır.

     10. Öğretim görevlilerinin diğer akademik ve idari personel’de olduğu gibi lojmanda oturabilme şansı olabilmelidir. Buna göre 2946 sayılı Kamu Konutları Yönetmeliğinde yer alan puan sıralaması esas alınmalıdır.

SONUÇ

Bir ulusun vatandaşlarına tanımış olduğu haklar ile; bir üniversitenin kendi elemanlarına tanımış olduğu temel hak ve özgürlükler arasındaki değerlerin üniversite aleyhinde anlamlı farklara dönüşmesi evrensel üniversite tanımı ile örtüşmeyen kabul edilemez bir durumdur.

Üniversitelerin görevi sadece çeşitli mesleklere yönelik eleman yetiştirmek değildir. Üniversiteler, ülkenin gereksinmelerine yönelik yeni teknolojiler üretebilmeli, demokratik, akademik özgürlükleri, bilimsel gelişim ve olanakları sağlamalı, yeniliklere öncülük edebilmeli, yeni bilimsel strateji ve politikalar geliştirmelidir. Bu bağlamda üniversitelerde, statüsü ve ünvanı ne olursa olsun aynı kurumda çalışan akademik personel arasında (özellikle insani değerler açısından) asla ayırım yapılmamalı, otorite ve tabulara karşı, özgür ve eleştirel düşünme desteklenmeli, korku, sindirme ve baskı değil, eşit saygınlık ve demokratik barış ortamı yaratılabilmelidir. Çünkü üniversiteler, demokrasi, adalet, barış ve refah hedeflerine yönelik süreçlerde özel ve önemli bir misyona sahip kurumlardır.

 

KAYNAKÇA

Akçay, C.(2006). Türk Eğitim Sistemi. Anı yayıncılık. Ankara.

Artut, K. (16 Temmuz 2005). Cumhuriyet Gazetesi. “Öğretim Görevlisi Kimdir, Ne İş Yapar? Bilim Teknik.

Bozkurt, E., Çağlayan, R. (2005) İçtihatlı Yüksek Öğretim Mevzuatı, s.54. Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti. Ankara.

Büken, N.(2006). Türkiye Örneğinde Akademik Dünya ve Akademik Etik. Hacettepe Tıp Dergisi, 37:164-170. Ankara.

DPT, (2000). Devlet Planlama Teşkilatı Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Yükseköğretim Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Yayın NO: DPT:2534, Ankara.

Demokratik Eğitim Kurultayı. (2004). Üniversite ve Akademisyen Yetiştirme, s.334. Eğitim Sen, Ankara.

Korkut, H. (2002). Sorgulanan Yüksek Öğretim, s. 24. Anı Yayıncılık, Ankara.

Özbudun, S., Demirer, T. (2006). Eğitim, Üniversite Yök ve Aydınlar, s.134, Ütopya Yayınları, Ankara.

Rosovsky, H. (1996). The University: an Owner’s Manual. Bir Dekan Anlatıyor, çev. Süreyya Ersoy, s. 290. Tubitak Yayınları, Ankara.

Şenatalar, B. (18 Mart 2006).  “Yönetsel Özerkliğe Darbe”. Radikal Gazetesi.

Terzioğlu, T. ( 6 Aralık 2005). “Üniversiteler Sadece Akademisyenlerin Değil” Sabah Gazetesi.

http://www.yok.gov.tr/duyuru/yok_strateji_kitabi.pdf   (Erişim, 2007).

http://www.osym.gov.tr/BelgeGoster.aspx?    (Erişim, 2007)

                                                                     

 

 

 


 

[1]  Tablo’da çeviriciler ve planlamacılar gösterilmemiştir.

[2]  Bu makale yayınlandıktan sonra 2007-2008 verileri ÖSYM sitesinde güncellenmiştir. İlgili sitedeki veriler  incelendiğinde  sayısal anlamda fazla bir fark görülmemiştir.

 
  Geri Dön.       Sayfa : 1