Doçentlik sınavında yeni teamül mü
skandal mı?
Akademik çevrelerde bilindiği gibi doçentlik sınavı, “eserlerin incelenmesi” ve
“sözlü sınav” olmak üzere iki aşamalı yapılmaktadır. Doçent adayı
Üniversitelerarası Kurul’un bildirdiği tarihlerde, Doçentlik Sınav Yönetmeliği
hükümleri çerçevesinde gerekli belge ve formlarla müracaat eder. Daha sonra
Üniversitelerarası Kurul bünyesinde kurulu olan Doçentlik Sınav Komisyonu her
aday için 3 veya 5 kişiden oluşan jüriler belirleyip adaya bildirir. Aday da
süresi içinde eserlerini jüri üyelerine göndermekle yükümlüdür.
Jüri ne yapar?
Yönetmeliğin 11. maddesine göre, “Jüri üyeleri, önce, adayın çalışmalarının o
bilim/sanat alanı için öngörülen asgari akademik koşulları sağlayıp
sağlamadığını belirler. Asgari koşulları sağlamayan adayların eser incelemesi
yapılmaz. Asgari koşulları sağlayan adayların tüm eserleri nicelik, nitelik ve
başvurulan doçentlik bilim/sanat alanına uygunluğu açısından incelenerek, adayın
eser inceleme aşamasından başarılı olup olmadığına karar verilir. Jüri üyeleri,
eserlerin incelenmesi aşamasında toplanmaz. Her bir jüri üyesi,
Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen formata uygun olarak hazırladığı
raporu, eserlerin kendisine ulaştığı tarihten itibaren, en geç iki ay içerisinde
Üniversitelerarası Kurul Başkanlığına iletilmek üzere mensubu olduğu üniversite
rektörlüğüne gönderir.”
Bu süreç tamamlandıktan sonra, işlem artık Doçentlik Sınav Komisyonu’nun
uhdesindedir. Yine yönetmeliğe göre, “Doçentlik Sınav Komisyonu,
Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından gönderilen bu raporlara göre
adayın eser inceleme aşamasından oybirliği veya oyçokluğu ile başarılı olup
olmadığını, jüri üyelerinin olumlu ve olumsuz görüşlerini sayarak belirler.
Sonuç, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı’na bildirilir. Jüri kararının olumsuz
olması durumunda sözlü sınav yapılmaz. Jüri kararı, Üniversitelerarası Kurul
Başkanlığı tarafından adaya ve jüri üyelerine bildirilir. Jüri üyelerinin
kişisel raporları aday istediği takdirde kendisine gönderilir.”
Yasada durum böyle olduğu halde, bazen sürecin farklı işlediği olaylar
yaşanabiliyor. Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde (Esas No: 2007/261) görülen ve
iptalle sonuçlanan davada, davalının başvurusu sonrası uygulanan işlemin farklı
olduğu görülüyor.
Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Yard. Doç. Dr.
olarak görev yapan Milay KÖKTÜRK 2006 yılında doçentlik sınavına başvuruda
bulunmuş. Aday için 5 kişilik jüri tespit edilmiş, aday da eserlerini iletmiş.
Jüri üyeleri süresi içinde raporlarını yazıp Üniversitelerarası Kurul’a
göndermiş. Üyelerden 3 tanesi olumlu, yani adayın eser incelemesi aşamasında
başarılı olduğu, 2 tanesi de adayın yeterli koşulları sağlamadığı ve başarısız
olduğu sonucuna varmış. Yukarıda da zikredilen yönetmelik maddesine göre,
komisyonun yapması gereken şey, jüri üyelerinin raporlarını “sayarak” sonuca
ulaşmak ve buna göre de adayı matematiksel olarak başarılı saymak idi. İşte
haberimize konu olan ilginç uygulama burada gerçekleşiyor.
Kurul ne yapmış? Üniversitelerarası Kurul 3 jüri üyesine “26 eylül tarih ve 6028
sayılı” bir yazı yazmış ve onlardan yeniden görüş istemiş. Bu yazıya, adayı
başarısız bulan 2 üyenin raporlarını da eklemiş. Sözü edilen yazıya cevap veren
3 üyeden 2 tanesi kararlarının aynı olduğunu bildirmiş; bir jüri üyesi ise aynen
şu yazıyı yazmış: “Şubat 2006 döneminde 1109 Felsefe Bilim Alanından doçentlik
sınavına başvuran Dr. Milay Köktürk’ün çalışmalarını, 26 eylül tarih ve 6028
sayılı yazınız üzerine yeniden inceledim. Adayın koşulları sağlayamadığı
konusunda iki profesörün görüşlerine katılma kararı aldım.”
Bunun üzerine Üniversitelerarası Kurul doçent adayını “başarısız” saymış. Aday
da konuyu yargıya taşımış. Mahkeme önce yürütmeyi durdurma kararı vermiş, sonra
da işlemi iptal etmiş. İşin yargı süreci mahkeme kararında (Karar no: 2008/207)
görülüyor.
Fakat tamamlanmış ve sayılmaya hazır raporları sayarak sonuca ulaşmak varken ve
böyle de olması gerekirken, Üniversitelerarası Kurul’un hangi yönetmelik
maddesine dayanarak ve niçin ikinci bir yazı yazdığı belirsiz.
Bu olayda dikkati çeken diğer bir husus da, bir kısım jüri üyesinin raporunu
diğer kısım jüri üyesine gönderme işleminin, üstelik “olumsuz”ları “olumlu”lara
gönderme işleminin yeni bir teamül olup olmadığı… Kararını zaten vermiş ve bunu
kuruma bildirmiş olan bir jüri üyesinden yeniden görüş istemenin bürokrasi
dilinde ne anlama geldiği hususu bir yana, böyle bir talep karşısında önceden
“olumlu” karar veren bir jüri üyesinin, daha sonra, böyle bir yazıya cevaben
“adayı yetersiz bulan iki profesöre katılma kararı aldım” diye karar
değiştirmesinin nedeni de merak konusu. Çünkü bu jüri üyesinin “formata uygun”
olmayan ve tam metni yukarıda verilen “rapor”u herhangi bir gerekçe de
içermiyor. Halbuki yasa, jüri üyesinden “gerekçeli rapor” istiyor.
Bu olayda, açıklanması gereken çok soru mevcut gibi görünüyor. Yapılan işlemler
yeni bir teamülün ihdas edildiğini mi anlatıyor, yoksa akademi dünyasındaki bir
skandalı mı?
www.memurlar.net -
5 Mart 2008
http://www.memurlar.net/haber/103891/#Scene_1